|
|
Ben kesin böyle olduğuna inanıyorum. Tanrı başka
bir gözle bakar sanatçılara, başka bir gözle korur onları… Onlara başka bir güç,
yaratıcı başka bir özellik, başka bir kalp ve başka bir güzellik bahşeder.
Çok şükür beni de başka bir özenle yaratmıştır, kesin inanıyorum buna… Çünkü ben
de, bana verdiği güçle yıllar boyu yazıyorum, çiziyorum, şarkılar söylüyorum,
hayal ettiğim tüm güzellikleri insanlara aktarıyorum. Yaşasam da yaşamasam da
beynimde gelişen başkalarının yaşamlarını, kalbimdeki sevgi ve duygularımla
besliyor onlara kan ve de can vererek dünyayı benim gibi göremeyen, sevemeyen ve
yaşayamayan insanlara bazen bir sinema, bazen bir şiir, bazen bir şarkı, bazen
de sıcak bir nefes olarak sunmaya çalışıyorum.
EN BÜYÜK GÜÇ SEVGİ
Çünkü ben, Tanrı’nın bütün bu güzelliklerini seçerek verdiği özel kullarından
biriyim. Çünkü Tanrı beni gelişi güzel fırlatmadı bu dünyaya... Ben bu
insanların arasına bir sevgi çilesi halinde geldim. Gönlümdeki bu duygu çilesini
yavaş yavaş çözdüm; yıllara, aylara, günlere ve saatlere bölerek insanlara ilmik
ilmik dağıttım.
Onları sevgilerimle, filmlerimle, şiirlerimle ve şarkılarımla yeniden çile
haline getirip yeniden ördüm düğüm düğüm… Ördüm ve sevgilerimle besleyerek
çevremdeki insanların gönüllerine giydirdim.
BEN YALNIZ DEĞİLİM
Elbette tek başıma değilim ben bu dünyada… Benimle aynı duyguları yaşayan,
insanlarla bölüşen veya bölüşmeyen, çevresine sevgi dağıtan veya dağıtmayan tek
insan ben değilim bu dünyada... Milyarların, milyonların ve yüz binlerin içinde
benim gibi pek çok insan var elbette…
Onlar da yaşadılar yaşattılar… Onlar da sevdiler, sevildiler ve onlar da
güldüler ve de güldürdüler… Ama bazen de hüzünle ördüler çilelerini… Gözyaşları
mutluluk verdi onlara… Onlar sanatçıydılar çünkü, çünkü onlar Tanrı’nın gerçek
çocuklarıydılar… Cennetten geldiler, cehennemde yaşadılar. Tanrı’nın onlara
verdiği görevler vardı. Bu görevlerini sevgi ve sabırla besleyerek yerine
getirdiler ve de yarattıklarını bu yalan dünyada bırakarak tekrar geldikleri
cennetlerine geri döndüler.
AMA BEN DİYORUM Kİ
Yaşadığımız bu yalan dünyada, bu kadar yalancı olmamalıydı. Bu dünyada da
ödüllendirilmeli, alkışlanmalı ve bu dünyada da sevgi ile dağıttıklarının
karşılıklarını almalıydı insanlar…
Medeniyetimizin beşiği olan İstanbul’umuzda Kültür ve Turizm Bakanı’mız Sayın
Ertuğrul Günay; tekrar geldikleri cennetlerine dönmek üzere olan Tanrı’nın iki
özel çocuğuna manevi iki ödül verdi. İki sanatçımızı ödüllendirdi kısacası…
95 yaşındaki Türk Sanat Müziği sanatçısı Semahat Özdenses ile 93 yaşındaki şair
Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya “Kültür ve Sanata Hizmet” ödüllerini verdi.
Bu çok geç kalmış ödülleri, büyük bir heyecan ve mutlulukla veren Sayın Ertuğrul
Günay’ın yüzünde, sevinmenin ikizi olan ilginç hüzün izleri de vardı.
“ Semahat Özdenses Hanımefendi’nin çok dokunaklı bir şarkısı vardır. Çok iyi
bilirim bu şarkıyı ben…
“Her mevsim içimden gelip geçersin1
Sen vefasız yolcu
Kalbimi viran edersin” şarkısı ilk aklıma gelen… Hem bestesini, hem de icrasını
yapmıştı” dedi. Çevresindekiler de çılgın bir takdirle alkışladılar onu…
Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya da ödül verirken söyledikleri de gerçekten ilginçti.
“93 yaşında, zekası pırıl pırıl… Ödülünü çok beğendi ve “Çok süslü olmuş ama,
üzerine isim yazıyor mu?” dedi… Ve adını görünce çok mutlu oldu...
Bu ödülleri alırlarken çekilen fotoğraflarına baktım. İki sanatçının yüzlerinde
de anlamları pek belirli olmayan garip ifadeler vardı. Fazıl Hüsnü Dağlarca
şaşkın, Semahat Özdenses’in de boynu büküktü.
Bütün bunlara rağmen, bir sanatçı için gerçekten takdir edilmesi ve isminin bu
dünyada bir yerlere yazılması çok önemliydi. Ve iki sanatçı rahatlıkla
cennetlerine dönebilirlerdi artık… Saygı ve teşekkür Sayın Bakanımız…
CENNET DEDİM DE
Evet “Tanrı’nın Çocukları” deyimine değer pek çok sanatçı da Bodrum’da
yaşıyorlar. Ve onlar ve ben; o kadar iyi biliyoruz ki, Bodrum dünyada varolan
bir doğa harikası… Gerçek bir cennet…
Bu duygu dolu olduğuna inandığım yazımın sonunda “Tanrı’nın Çocukları” olmayan
ama bu cennette yaşayan insancıklardan özellikle rica ediyorum.
Yağmalamayın bu cenneti, talan etmeyin. Doğal güzellikleri kepçelerle yıkım
yıkım yıkmayın… Çamura bulamayın bu masmavi denizleri… Canımız gibi kanımız gibi
koruyun…
Elbette bu cennette yaşayan “Tanrı’nın Çocukları”nı da koruyun. Koruyun bizleri…
Tekrar yaratılması zor olan her güzelliği koruyun…
| |
 |
 |
|