|
Yapımcısı, Yönetmen, Bestekâr, Gazeteci: Ülkü
Erakılın
Ülkü Erakalın siz, biz, izleyenlerdir. Ben sizlerin arasından geldim. Kendimi
eğittim, çalıştım. Bunların tek önemli nedeni aşktı, sevgiydi. İnsanları sevmek,
sanatı sevmek, sinemayı sevmek, müziği sevmek, yazı yazmayı sevmek. Sinemacı
dediğiniz zaman zaten saydığım bu bütün özellikleri içine alması gerekiyor...
22 Ocak 2009 Perşembe
III. Bölüm
Sinema Filmi Yapımcısı, Yönetmen, Bestekâr ve Gazeteci: Ülkü Erakılın
Röportaj: Ali Bilir, Aralık 2008, Göksu-İstanbul
Türk sinemasının duayenlerinden yapımcı, yönetmen, gazeteci, bestekâr Ülkü
Erakalın’ın atölyesindeyiz.
Ülkü bey ülkü Erakalın kimdir? Sinemaya nasıl başladı? Bu kadar gazetecilik,
yönetmenlik, bestekârlık sanatta geçen 60 yıl bunlar nasıl başladı bu süreci
bize anlatır mısınız?
Ülkü Erakalın siz, biz, izleyenlerdir. Ben sizlerin arasından geldim. Kendimi
eğittim, çalıştım. Bunların tek önemli nedeni aşktı, sevgiydi. İnsanları sevmek,
sanatı sevmek, sinemayı sevmek, müziği sevmek, yazı yazmayı sevmek. Sinemacı
dediğiniz zaman zaten saydığım bu bütün özellikleri içine alması gerekiyor.
Günümüzde önüne gelen, bu iş için ortaya para koyan hemen kendini yönetmen
olarak ifade ediyor. Yönetmen olmak bu kadar kolay değildir. Yıllar gerekir.60
yılın içine sığdırdıysanız orada muhakkak bir neden vardır. Benim için tek neden
biraz öncede ifade ettiğim gibi sevgidir. Sevgi olan her yerde başarı vardır,
güzellik vardır. Sinemaya değinicez. Öncelikle ben bir sanatçı ailenin
çocuğuyum. Benim çocukluğumda ninnilerim şarkılar oldu. Babamın çaldığı klarnet
oldu. Özel ninnileri duyduğumda hala duygulanırım. Konservatuara babamdan gizli
girdim. Babam müzisyendi asla benim konservatuara gitmemi istemedi. Zaten sanatı
yapan kişiler çocukların asla sanatla uğraşmasını istemezdi.
Babanız ne olmanızı isterdi?
Babam sinema için o serseri işi derdi. Babamın serseri dediği işten ben
yıllardır ekmek yedim, ödüller kazandım. Bir işin serseri işi olup olmadığı
kişiye bağlıdır. Bugün öyle gençler var ki bir film izliyor ben ondan daha iyi
oynarım diyor. İnsanlara kolay geliyor o işi yapmak. Benim hayatım roman çekte
film görsünler diyorlar fakat bu iş çok zordur. Bu işe herkes özenir. Zaten
sinemanın, tiyatronun da ilgi görmesinin nedeni herkesin içinde bir sinema,
herkesin içinde bir tiyatro olduğu içindir. Bu da güzel bir şeydir. Sanata olan
katkıyı kuvvetlendirir.

Yaklaşık 10 yıl gazetecilik yaptınız.
Ben yönetmenlik yaparken gazeteciliği bırakmadım.80–90 yılları arasında
İzmir TRT’de görev aldım. Çalışırken bir yandan da Yeni Asır gazetesinin magazin
müdürüydüm.
Gazetecilik aslında hayatın tam içine girmek ve hayatı yaşamaktır.
Ben gazeteciliği hiç bırakmadım. gazetecilik hep vardı.
Beste yapma işi bu süreçte devam etti mi? Bir süre buna ara mı verdiniz?
Sinema dediğiniz zaman müzik var, gazetecilik var içinde. Edebiyat
bilmezseniz senaryo yazamazsınız. Bu mesleklerin hepsi benim mesleğimin içinde
olması gerekiyordu. Bana Allah yardım etti. Allah çizdi yolumu.
Müzik-konservatuar, gazetecili-senaryo yazmak ondan sonra ünlü bir oyuncuyla
tanışıp sinemaya atılmak, yıllar sonra müzik ağırlıklı olarak dönmek, tiyatroyla
tanışmak. Yani ben sinema yönetmenliği lafını kabul etmiyorum. Ben bir sanat
adamıyım. Bana ne iş verirlerse yaparım. Gün gelir film çekerim, piyanomun
başında müzik yaparım, gün gelir iki sene odama kapanır senaryo yazarım, tiyatro
yaparım. Bana ne görev verilirse halkıma nasıl ulaşacaksam o şekilde görev
yaparım. Fakat yönetmenlik işimin bir parçasıBana hangisi sizin için önemli diye
sorsanız benim için müzik önemli. Müzik daha yaratıcı. Allah ile baş başa kalıp
bir ses duyuyorsunuz bir ses geliyor şiir yazıyorsunuz o şiirin müziği arkadan
kendiliğinden geliyor. Yani bu başka bir şey. Böyle insan olmak başka bir
şeydir. Bugüne kadar hep hocam siz duayensiniz, tek kaldınız diyorlardı. Artık
bunları kabullendim.74 yaşındayım 14 yaşımda sanata başladım.60 yıldır sanatın
içindeyim.
60 yıla sığan sanatla ilgili 4 tane kitap.
Röportajlarımda ayrıdır. Belki 500’e yakın röportajım var. Onları kitap haline
getirmek istiyorum. Röportaj yapılanların çoğu bugün ölmüştür. Röportaj
yapılanların resimleriyle birlikte geçmiş yüzyıldan söyleşiler diye bir kitap
çıkarmak istiyorum.4 kitap yaptım doğrudur. Bunlar sinema ve tiyatroyla
bütünleşen kitaplardır.
Yeşilçam’dan Son Yapraklar. Biz kitabı incelerken afişlere bakarken bizim
çocukluğumuz zamanındaki sinema önlerindeki afişleri görüyoruz. Burada
yönetmeniyle birlikteyiz. Bundan da çok mutluyuz. Yıllar sonra böyle bir söyleşi
ile bu filmleri yapan, bu afişlerin sahibi ile birlikte olacağımızı hiç
düşünmemiştik. Onun için çok mutluyuz.
‘Film Karelerine Gizlenmiş Anılar’
Bu anılara dayanan bir kitaptır. Tiyatroda oynanan şeylerin çoğu buradadır.
Mutlaka bir değil birçok kitap çıkar anılarınızdan
Kesinlikle.
Bizimle paylaşacağınız, günümüzle ilişki kurabileceğimiz, günümüz
izleyicileri, günümüz gençlerimizi özellikle sinemaya ilgi duyanların
hatırlayacağı bir anı var mı aklınızda?
Bizde hep sanatçıların sefalet içinde olduğu söylenir; sanatçılar sefalet içinde
ölür, yokluk içinde ölür, sanatçıları değeri bilinmez diye.
Ben 6,7 ay önce Beyoğlu Sanat Galerisinde sergi açtım. Bütün arşivi sergiledim.
Ben daima sergide masanın başında otururum. Herkes bana filmlerin neyi
anlattığını sorar. Onlara sinemayla ilgili bilgi veririm. Bir bey yanıma geldi
bir avuç kestane uzattı ve bir kestane alır mısınız? Yemek getireyim aç mısınız?
diye sordu. Yok dedim. Teşekkür ettim. İşte halk böyle görüyor. Çok ilginç değil
mi?
Sanatçı en dokunan kişidir bana göre.
Doğrudur. Sanatçı belki açlığını belli etmeyen tek kişidir. Türkiye’de
maalesef bu böyledir.
Çünkü onda kültür ve sanat tohumu var.
Doğrudur. İşte böyle bir anı yaşadım.

Henüz Türkiye’nin bazı yerlerinde elektrik olmadığı zamanlar siz sinemaya
filmler çekiyordunuz. O yılların şartları ile bu yılların şartları arasında
nasıl bir fark var?
Bugün ki gençler çok şanslı. Bir kere eğitim görüyorlar. Biz gerçi usta-çırak
ilişkileriyle yetiştik. Usta-çırak ilişkileri bir okuldan daha iyidir, çok
önemlidir. Çünkü tatbikatını yapıyorsunuz. Bugün benim yanıma staja gelen
gençler oluyor. Maalesef kamera kullanmayı bilmiyorlar. Hep kitapları okuyup
mezun olmuşlar. Sete geldiklerinde kalıyorlar. Set başka bir şey. Set tatbikat
istiyor. Fakat bugün ki gençler maddi yönden çok şanslı. Sponsor diye bir şey
var.
Kurumlarda çok ilgi gösteriyorlar.
Tabiî ki. Artık bedava film çıkarılıyor. Filmin sonunda onların isimleri
çıkıyor.
Ve yine para kazanıyorlar.
Onu bilemem o sponsor ile sinemacı arasında bir şeydir. İyi bir gişe
tutturabiliyorlar.
Televizyon kanallarına satarlarsa.
Televizyonda dizilerde oynayan başrol oyuncuları çok para kazanıyor. Onun
dışındaki teknisyenler, kameramanlar, küçük roller oynayanlar maalesef acıdır
onların aldığı paraları alamıyorlar. Orada 2,3 kişi büyük paralar alıyor. Artık
sanatın karşılığımı, yoksa halkın bu isimlere verdiği karşılık mı bu
bilemiyorum.
Yeni bir kitap projeniz var mı?
Evet, yeni bir kitap projem var. Biraz evvel dediğiniz gibi anılar bitmez.
Her gün insan bir şey hatırlıyor. Bir belgesel seyrettiğinde bir anıyı
anımsıyor. Çok önemsediğim 2 kitap çalışmam var. Bunlar 2010’u bulur.5 yıl
yapacağım işler var.
Hazır mı?
Evet hazır. Öğrencilerim henüz yok. Daha atölyeyi öğrencilere açmadım. Açsam
biliyorum ki buraya öğrenci olarak gelen çok kişi olacaktır. Ama ben daha
öğrenciyim. Ben inanıyorum ki 5 yıl sonra yaşayacağım. Allah bunun enerjisini
veriyor. Sonra öğretim yönüne geçeceğim.
Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Aileniz ‘direkler arası’ sanatçılarından.
Ve yine elimizdeki kitap ‘Direkler Arasındaki Son direk’
Bu kitap çok enteresan bir kitap. Bütün tiyatro bölümlerinde okutulması gereken
bir kitaptır. Yaşayan ünlülerle yapılan röportajlar var. Bu kitap bir belge
niteliğindedir.
‘Bir insanı düşünün tiyatro, böylesine cümleler öylesine kalıplaştı ki, artık
sanat çevremizde gerçek sanatçı yok. Kim taklit kim değil ayırabilmek mesela
haline geldi toplumumuzda tüm röportajlar ben çocukken diye başlıyor…’ Açtığım
sayfada Nejat Uygur. Nejat Bey ile görüşüyor musunuz? Sağlık durumu nasıl?
Sağlık durumu inşallah iyi olsun diyorum. Ama iyi değil maalesef. Geçenlerde
yeni emniyet müdürümüz beni aradı(1 ay kadar evvel)Ben Nejat beyi ziyaret etmek
istiyorum uygun mu? Diye? Randevu aldık. Gittik. O bir gün Nejat Bey Nejat Uygur
oldu. Çok sevindi. Maalesef Nejat beyin bir daha sahneye çıkması mümkün değil.
Münir Özkul’un sahneye çıkmasının imkânı yok. Müzeyyen Senar’ın şarkı
söylemesinin imkânı yok.
Hadi Çamam keza öyle.
Evet maalesef.
Sevgili Ülkü Erakalın ile 60 yıllık sanat yolculuğumuz devam ediyor. Ülkü bey
60 yılın kaç yılı sinema?
60 yılın 50 yılı sinema ama sinema öyle bir mesleki gelişim ki o diğer
yıllarda bu gelişimi tamamlayan yıllar oldu. Ben sanatta sinema, müzik diye
ayırım yapmıyorum. Hepsi bir bütündür. Babamda sanatçı olduğu için hani derler
ya ‘doğuştan sanatçı’ diye ben bunu kabul ediyorum.
Sonradan bizim olma şansımız yok herhalde
Çalışınca azmettikçe olunmaz diye bir şey yoktur.
Evet, 50 yıl sinema. Sinemaya nasıl geçtim onu anlatayım. Konservatuara
başladım. Eğitimimi bitirdim. o yıllarda 50’li yıllar radyo çok var. Radyolu
evler çok önemliydi. Her evde radyo yoktu. O dönemde Türk Sanat Müziği solisleri
–bugün çoğunun isimleri unutulmuş efsane olan- Münir Nurettin Selçuk, Safiye
Ayla, Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ, Mualla Mukadder Atakan gibi saymakla
bitmeyen önemli sanatçılarla tanıştım. Batı müziği okudum. Türk Sanat müziği
sanatçılarıyla röportaj yaptım.
Sinemaya geçiş neden icap etti?
O röportajlar döneminde Muhterem Nur ‘3 Arkadaş’ filmini çekmişti.58 yılında
üç arkadaş filmi çok önemliydi. Gazeteci olarak Muhterem Nur ile röportaj
yaptım. O röportaj öyle güzel olmuş ki o filmin yönetmeni Memduh Ün okumuş
benimle tanışmak istemiş. Memduh Bey ile karşılaştığımda ‘sen gazeteciliği bırak
benim asistanım ol’dedi. Kabul ettim ve ilk ‘Ateşten Damla’filmiyle Mukarrem
Kamil ile birlikte Atatürk’ün Anadolu savaşını anlatan Muharrem Nur ile bir film
çektik. Benim sinemaya geçişimde Muhterem Nur’un önemli bir yeri vardır. Şimdi
Üniversitelere gittiğim söyleşilerde Muhterem Nur kimdir diye soruyorum. Kimse
tanımıyor. Müslüm Gürses’in eşi dediğim zaman tanıyorlar.
Ülkü Bey o yıllarda sinemaya olan ilgi ile bu yıllarda ki sinemaya olan ilgi
nasıl?
O yıllarda biz kahramandık. Bir avuç sinemayı seven, film yapacağız diye
çırpınıyorduk. İmkan yok, sponsor yok, yardım eden yok. Halkın tek eğlencesi
televizyonda yok. Biz Anadolu’yu dolaşıp tek tek sinemacılarla konuşup senet
toplardık. Yani sinemacılara ısmarlama film yapardık. Hep fakir kız genç oğlan
filmleri yapılıyor diye söylenirdi bunun tek nedeni buydu. Ben son yıllarda
istediğim filmleri yapabilme gücüne sahip oldum.
50 yıllık süre içerisinde bildiğimiz üzere 150’den fazla sinema hatta 1000’e
yakın dizi film çektiniz.
Sinemadan çıkınca televizyondan dizi film teklifi geldi.40’ar 50’şer
bölümlük diziler.
İlk filminiz hangisiydi?
İlk filmimi Muhterem Nur ile çekmiştik.’Unutamadığım Kadın’.Göksel Arsoy o
dönemde çok önemli bir oyuncuydu. Yardımcı rollerde de Ahmet Tarık Tekçe, Suna
Pekuysal, Mümtaz Erer, Handan Adalı, Mualla Sürerler.Ama ilk Göksel Arsoy ve
Muhterem Nur ile oynadık.Muhterem Nur’a vefa borcum var.Onu bir filmde oynatmak
istiyorum.
Ülkü Erakalın deyince sevgi filmleri akla gelir.
Siz naziksiniz aşk filmleri demediniz.(Gülüşmeler)Öyle aşk filmlerinin unutulmaz
yönetmeni diye.
Nerden ortaya çıktı? Bunun sebebi nedir?
Benim izleyicilerim genellikle kadınlar olmuştur. Çünkü filmlerde kadınları
anlattım. Kadın hakları, kadınları savunmak, düşmüş kadınlar, pavyondaki
kadınlar, köydeki kadınlar bunlar benim zaferimdi. Şimdi önüne gelen kadın
haklarını savunuyor. Ben onu 55 yıldır yapıyorum. Bu da bana ayrıca bir gurur
veriyor.
Şu anda izleyicilerimizin hemen hatırlayabileceği dizilerde, filmlerde
oynayan kimler var? Sizinle beraber oynayan, ilk filmlerini sizin setlerinizde
oynayan kimler var?
Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın, Ediz Hun, Cüneyt Arkın ve
ikinci rollerde 50’ye 100’e kadar katkısı olan kişiler olmuştur. Onlardan evvel
onlara ışık olmuş kişilerle de çalıştım. Ayhan Işık ve Belgin Doruk’la da kamera
önünde karşılaştık. Türk sinemasında benim kameramın önünden geçmeyen yoktur.
Şu anda dizi olarak oynayan televizyon kanallarından birinde ‘Dudaktan Kalbe’
film yaptılar. Sizde sinemada film yapmıştınız. Sizin yaptığınız ile şimdiki
yapılan arasındaki fark nedir? Hatta bestesini de sizin yaptığınızı biliyoruz.
Zara okudu. O kadar güzel okudu. Buradan ona da teşekkür ediyorum. İpek
Tuzcuoğlu oynadı, Çağla Kıraç var. Gençlerden çok var. Gençleri ben ayıramıyorum.
Bir kaç isim var onun dışında. Konservatuardan mezun olan bütün isimler dikkat
edin saçları, makyajları sanki bir fabrikadan çıkmış gibi hepsi aynı. Ben onlara
imzası yok diyorum. Şimdi bir Türkan Şoray desek herkes tanıyor. Çünkü imzası
var. Bugünkü gençlerin imzası yok. Ama belki zamanla olacaktır. Genç daha onlar.
Vefa nedir? Zaman zaman televizyonlarda görüyoruz, gazetelerde okuyoruz.
Bizim filmleriyle büyüdüğümüz ünlülerin dramlarını dinliyoruz. Bunun sebebi
nedir?
Ben onların yüzde yüz gerçek olduğuna inanmıyorum. Türk sineması o kadar vefasız
değil. Biz çok vefalı insanlarız. Birbirimizi ararız, konuşuruz, dertleşiriz. O
insanların gençliğinde, yaşamlarında bir dram olmuştur. Sinemada kimse sefalet
içinde ölmemiştir. Medya işine geldiği gibi Yeşilçam şöyle vefasız diye
gösteriyorlar. Yeşilçam ve sanatçılar ön planda olduğu için en ufak bir olayı
büyüterek anlatıyorlar. Türk sineması yeni sevilmeye başlıyor. Sinemalarda kadın
matineleri olurdu kadın seyirciler çok olurdu. Şimdi sinemaya gidiyorum üç beş
kişi sinemada bazen tek başıma oluyorum oynatmayın diyorum olmaz hocam
gelmişsiniz diyor.

Ülkü bey siz bir misyon üstlenmişsiniz.’Yıldızlar Gökte Yaşar’ diye bir
projeniz var.
O vefa borcu.
Yıllardan beri sanat hayatınızda yapmış olduğunuz filmler belki birçoğumuzun
filmlerinizle büyüdüğümüz bütün yıldızları belgelerle ortaya çıkarıyorsunuz.
Çeşitli illerde, çeşitli salonlarda bunları halka aktarmaya çalışıyorsunuz. Bu
da aslında pek de alışık olmadığımız bir durumdur. Bunu düşünmenizdeki neden
nedir?
Öncelikle vefa. Ben dünyada yapılmayan işi yaptım. Bunda Gencer Gür’ün etkisi
önemli. Yönetmen, tiyatro sanatçısı, zamanında devlet tiyatrolarında önemli
görevler üstlenmiştir. Gencer Gür’e açtım bu fikrimi. Dünyada ilk defadır bu.
Filmi yazıp, müziklerini yapıp, oynayan kişi benim. Bunun için Devlet
Tiyatrolarına çok teşekkür ediyorum. Bütün sahnelerini bana açtılar. Bu sene
2008–2009 sezonunda Van’a kadar gideceğim. Erzurum’a, Trabzon’a gittim.
Önümüzdeki günlerde 15 ili dolaşacağım. Sinemayı tiyatro ile birleştirip halka
sunacağım.
Ülkü beyin sinemadaki ilk filmi olan biraz öncede bahsettiğimiz ‘Unutamadığım
Kadın’ filminin afişinin önündeyiz. Ülkü bey bu renkli bir afiş. Sinema siyah
beyazdı o yıllarda. Fotoğraf olmadığına göre çizim bu öyle mi?
Bugün sinemadaki filmlerim fotoğraf afişlerinden. O zamanlar 61 yılında Oral
imzası da vardır afişin üstünde. Tamamen el işçiliği olan bir çalışmadır. Mesela
katil filmi biraz sonra bakacağız. O resimden büyütülmüştür. Ama bu ressamın
çizdiği tıpa tıp Muhterem Nur, Göksel Arsoy çizilmiş yazılar sonradan
eklenmiştir. O zamanlar film afişleri ressamlar tarafından çiziliyordu.
(Ülkü beyin sanat atölyesinden Ülkü Bey babaannesinden kalan dikiş makinesini,
Mevlana’nın tablosunu, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesinin vermiş olduğu
bir plaketi gösterir.)
Zeki Müren’in ‘Kâtibim’ dizisi ‘Üsküdar’a Giderken’
Benim en önemli filmlerimden biridir.
Bestesi?
Bestesi o zamanlar yok. Zeki Müren sonradan oluşturdu.
O dönemlerde renkli film çekilmeye başlanmış mıydı?
(Afişi göstererek)Tamamen renklidir. Bazı filmler kısmen renklidir. Bu
filmin tamamı renkli olarak çekilmişti.1968 yılında bu filmi çekerken Kız
kulesinin tamamı çakıl taşlarıydı. Şimdi buralara yol yapıldı. Buralarda eski
İstanbul görüntüsü var.
Göksu deresinde de çekilen bölümleri var. Aynı zamanda şimdi sizin
atölyenizin bulunduğu yer.
Ne tesadüftür 68 yılında bu filmi orda çekilmiştir ve yine aynı yerde sinema
atölyem var.
Şimdi burada afişlerde gördüğünüz pek çok kişi yaşamıyor.’Yıldızlar Gökte Yaşar’
Zeki Müren ilk defa burada bıyık kullanmıştır. Kâtip o dönemde Üsküdar’ın en
önemli tiplerinden biri. O dönemde orada öyle bir katip yaşamış ki bütün
kadınlar ona aşık olurmuş. Kâtip’in sokaklardan geçmesini bekliyorlarmış.
Sadık Şendil çok önemli bir yazardır. Senaryoyu birlikte yazdık. Operatörüde
aramızda yok artık. Bu afişte yer alan oyuncular şimdi hayatta değil. Bir tek
ben yaşıyorum. Bir de denizin ve gökyüzünün mavisi yaşıyor.
Ve siz daha çok filmlerle devam edeceksiniz.
Bu afiş benim için çok önemli bir belgedir, afiştir. Zeki Müren ile
çalışmak, onun benim yazdığım besteleri okuması benim için çok önemli bir
anıdır, belgedir.
1964 yılı Türkan Şoray, Cüneyt Arkın ve Ekrem Bora’nın başrol oynadıkları ve
benim yönettiğim “gözleri ömre bedel” filminin şarkısı.
“Gözleri aşka gülen taze söğüt dalısın.
Gel bana her gece sen gönlüme doğmalısın
Tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedel”
Türkan Şoray’ın başrol oynadığı yine benim yönettiğim günümüzde önemini koruyan,
dillerden düşmeyen ‘veda busesi’ şarkısı.
‘Hani o bırakıp giderken seni bu öksüz tavrını takmayacaktın
Anlına koyarken veda busesini yüzüme bu türlü bakmayacaktın.
‘Sevgi denilen duygu hep gönülde kalmalı
Sevgi denilen çiçek gönüllerde solmalı
Dudaktan kalbe dudaktan kalbe dudaktan kalbe akmamalı hep dudakta kalmalı
Zeki Müren ile okuduğum besteyi size okuyayım.
‘Geceler boyu yalnız, mektuplar yazdım, yırttım.
Söylemeye utandım seni senden istiyorum
Ne bahardan bir yaprak, ne buluttan yağmur
Artık söylüyorum bak seni senden istiyorum.
Türkiye’nin ilk ve tek sinema atölyesi TÜRVAK’ tayız.(Türker İnanoğlu Sinema
ve Televizyon müzesi)
Ülkü bey buradan birçok anılarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız var. Bugün
burada onlarla buluşuyoruz.
Bugün burada çok mutluyum. Türker İnanoğlu’na buradan çok teşekkür ediyorum.
Bunca eseri tek tek toplamak, birleştirmek, getirmek. Bugün buraya gelirken çok
heyecanlandım. Burada birçok arkadaşlar var. Eski filmlerimi gördüm. Eski mevcut
olan afişlerimi gördüm. Hele bu filmleri izlediğimiz film makinelerini görmek.
Makineler çok önemlidir. Sanatçılarımız çok önemli. Ben burada 60 yılımı tekrar
yaşadım. Sinema atölyemde kişisel malzemeler var. Ama burada bütün sinemayı
gördüm.
Türker İnanoğlu’na Türk halkı bu anlamda çok şey borçlu. Bu arada son
zamanlarda yeni projeleriniz var mı?
Tabi var. Değerli izleyiciler şaşıracaklar ben 60 yıllık anılarımı
oynuyorum.’Yıldızlar Gökte Yaşar’çeşitli tiyatrolarda. Tek kişilik gösteri,
müzikal. Müziklerini de ben yaptım. Bu sene yeni bir anlaşma yaptım Anadolu’yu
dolaşıyorum. Devlet Tiyatrolarıyla anlaştım. Bütün Anadolu’da nerde tiyatro
varsa orada tek tek şehir şehir dolaşarak Türk sinemasını ve tiyatroyu
birleştirerek seyircilerin huzuruna getireceğim. Bu benim için ayrı bir heyecan.
Yıllarımı Anadolu’ya taşımak. Yıllar evvel film çekmek için gittiğim yerlerde
anılarımı anlatmak son derece heyecanlı. Alanya kaymakamı ve belediye başkanı
bana yaptıkları davette orada 3 yıldır hazırladığım ‘çığlık çığlığa bir
sevda’filmini çekeceğim. Yıllar sonra sinema filmi çekmek ayrı bir heyecan.
Şimdi açıklayamayacağım Türk Sanat Müziği için çok önemli bir sanatçının
hayatını çekiyorum. Kimler var. Geçmiş benim öğrencim diyebileceğim Ediz Hun,
Selma Güneri var. Ve bugün kü gençlerden belki Emre Altuğ olabilir. Mehmet Aslan
olabilir. Bugünkü gençleri de alarak ilginç bir film çalışması var.2009’da
bayramdan sonra sinema film çalışması var. Alanya’da film çekeceğim.
Şu anda 1970’li yıllara kadar kullanılan sinema filmleri montaj makinelerinin
başındayız. Ülkü bey bize makineyle ilgili bilgiler anlatacak.
Beni yine eski rüyalara götürdünüz. Türker İnanoğlu Sinema müzesinde. Şu
anda karşıma bakıyorum. Emel Sayın, Sadri Alışık saymakla bitmeyecek önemli
oyuncular. İşte ben bu oyuncularla çektiğim filmlerin montajını bu masada
yapıyordum. Bu elektronik olaylar olmadan önce. Ben montajcılara da bırakmazdım
montajım yapmasını da öğrenmiştim. Bizim gençlere göre şansızlığım var. Bugünkü
gençler anında görüntüyü görebiliyorlar. Biz film çektiğimiz zaman ancak bu
filmlerin bir ay sonra neticesini görebiliyorduk. Filmler banyo yapılır, yıkanır
ondan sonra filmleri görebilirdik. Hata yaparsak bunların düzelme şansı yoktu.
Bugün bir fotoğraf çektiririz beğenmezsek tekrar çektirebiliriz. Bu masaya
oturur masada bir ışık yanardı. Filmleri makasla keserdik diğer filmlerle aseton
yardımıyla yapıştırırdık. Bu filmlerden bin parça ikibin parça yapıştırırdık.
Sinemalarda, televizyonlarda filmleri izlerken çizgiler, lekeler gelirdi. Bu
bununla ilgili olabilir mi? Şimdi aklıma geldi.
Yok, o ondan olmazdı. Belki kaba montajda olabilirdi ama onlar temizlenirdi.
Bu hiçbir şekilde ekrana, izleyicilere yansımaz mıydı?
Yansımazdı. Önemli olan mesela bin parça varsa onların kare kare
yapıştırmaktı. Böyle bir sevgi, böyle bir emek daha öncede dediğim gibi bir aşk
işidir. Bunları yapıştırmak bir emek, bir sabır işidir. Ne mutlu ki biz o
günleri yaşamışız. Bugünkü gençler hata yapıyorlarsa ben onları affetmiyorum.
Onların elinde en güzelini yapma yetkisi var. Bizim zamanımızda öyle değildi.
Kesinlikle
O yüzden en güzel filmleri yapacaklar. Gençlerde yapacak bende yapacağım.
Şimdi bir aşk filmi yapacağım.
Montaj bittikten sonra sesi bunun üzerine çekilirdi öyle değil mi?
Evet.Ayrı ses filmi vardı.Ses filmi alınır.Bunun yarısı kadar beyaz ses
filmleriydi onlar.Sonra onlar bir araya getirilir.Buradan ses filmi
geçirilir,eşleştirilir,senkron yapılırdı.İşaretlendikten sonra ikisi birden
baskıya girerdi. Sonra sesli olarak montajlaşarak çıkardı.
Bizleri eskiye götürdünüz çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim. Ben sizden daha çok eskilere gittim.

Başka bir Sanata Adanmış Hayatlarda Buluşmak dileğiyle…
Hoşça Kalın
Ali Bilir
Aralık,2008 |